Sponsor Bağlantı

Geri git   Avşa Adası Tatil Rehberiniz.. > ATATÜRK KÖŞEMİZ > Atatürk İle ilgili Dökümanlar

Atatürk İle ilgili Dökümanlar

Sponsor Bağlantı

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
AtatÜrk'Ün Anilari
Konudaki Cevap Sayısı
10
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
7547

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15.April, 21:47   #1 (permalink)
gönülver
Guest
 
gönülver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
AtatÜrk'Ün Anilari

YURDUMUN TOPRAĞI TEMİZDİR

Kral Edvard İstanbul'a geldiği zaman,yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı.
Atatürk rıhtımda onu bekliyordu.Deniz dalgalıydı.Kralın bindiği motor,inip çıkıyordu.
İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada,eli yere değerek tozlandı.
O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu.
Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk:
-Yurdumun toprağı temizdir,o elinizi kirletmez,diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı.

DEVRİM BİR ANDA OLUR YA DA OLMAZ

Atatürk yazı devrimini gerçekleştirmişti.
Yaşlı,genç,kadın,erkek tüm yurttaşlar yeni harfleri öğrenmek için gece gündüz kurslara gidiyorlardı.
Devrimi izleyen iki yıl içinde bir buçuk milyon vatandaş okur yazar olmuştu.
yazı devriminin en dikkate değer yanı,Atatürk'ün bu devrimin yerleşmesinde en ufak bir ihmali bile kabul etmemiş olmasıdır.
Örneğin bazı kimseler kendisine:
-Paşam,ilkokulların ilk sınıflarından itibaren yeni harflerle öğretime başlayalım.
O kuşakla birlikte ortaokulu,liseyi ve üniversiteyi izletelim,diyorlardı.
Atatürk bu görüş ve düşüncelerin hiçbirisine yanaşmadı. -Devrim ya bir anda olur,yada hiç olmaz,dedi.

HAPI YUTARDI

Atatürk Galatasaray Lisesi'nde öğrencilerden birine sordu:
-Nil olmasaydı, Mısır ne olurdu?
Öğrenci,çabuk yanıt vermek için boş bulunup:
-Hapı yutardı...dedi.
Bu yanıt Atatürk'ün hoşuna gitti.Öğrenciye on numara verdi.

YAPACAKLARIMDAN SÖZ EDİN


Bir soruşturma dolayısıyla,Atatürk'ün başardığı işlerden Vasıf Çınar söz açmıştı.
Kendisine Sordu:
-Sizin en büyük eseriniz hangisidir?
Atatürk'ün kısa cevabı şu olmuştu:
-Benim yaptığım işler,biri ötekine bağlı gerekli olan işlerdir.Fakat,bana yaptıklarımdan değil,
Yapacaklarımdan söz edin.

BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK

Yazı devriminden sonra(1928),Atatürk'ün kara tahta başındaki resmi görülünce,O'na "başöğretmen" denilmeye başlanmıştı.
Aslında,adlandırmada geç kalınmıştı.
Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra,bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti:
-Yurdu kurtardınız.Şimdi ne yapmak istrerdiniz?
Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti:
-Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü Yükseltmeye çalışmak,en büyük amacımdır.
Ondan sonra Atatürk nerede görünse,mutlaka orada bir okula girer,öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu.
Birgün Atatürk'ün yolu köy okuluna düştü.Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu.
Atatürk sınıfa girince,öğretmen kürsüsünü terk etti.
Atatürk:
-Hayır,yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz,dedi.Eğer izin verirseniz,bizde sizden faydalanmak isteriz.Sınıfa girdiği zaman,Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 15.April, 21:49   #2 (permalink)
gönülver
Guest
 
gönülver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Atatürk kâhin miydi?Yoksa ileri görüşlü mü?

"Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir."

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk birçok sözünde ileri görüşlü lider tanımı için gösterilebilecek nadir örnek isimlerden biri olmuştur. Fakat zaman zaman bu ileri görüşlülük tanımının ötesine bile çıkmıştır. Günümüzde bile birçok sözü doktrin haline gelmiş, Ülkeyi ya da Cumhuriyet'e karşı yapılan saldırılara cevap olmuştur.

Atatürk'ü tanıyan birçok yazarın ya da araştırmacının vardığı ortak kanı, Ata'nın batıl inançları kabul etmediği yönündedir ki, en son Ata'nın Anıtkabir'e taşınırken hemşiresinin elinde ki eski Türkçe dualar yazılı bir kağıtla gelerek, bunu tabuta koyma istemi "Atam bu tarz şeyleri sevmezdi" diyerek engellenmişti.



15 YIL HÜKÜM SÜRECEKSİN

Tabii ki de, Atatürk hakkında yapılmış bir çok kehanet de vardır. Bunların en ilginci ise henüz çiçeği burnunda bir asker iken onun el falına bakan bedevinin söyledikleridir. Atatürk bunu çok uzun zaman sonra Çankaya Köşkünde bir gece yakınlarına anlatmıştı.

Mustafa Kemal arkadaşları ile Bingazi'ye, Trablusgarp savaşına katılmaya gidiyordu. Yolda bir bedeviye rastladılar. Bedevi el falına çok iyi baktığını ve genç subaylara da isterlerse bakabileceğini söyledi. Hepsi elerini açarak bedevinin söylediklerini dinlemeye başladılar. Sıra Mustafa Kemal'e gelince, o önce baktırmak istemedi ama arkadaşlarının ısrarı karşısında, sonunda o da elini bedeviye açtı. Bedevi ele bakar bakmaz yerinden sıçrayadı ve heyecan içinde; "Sen padişah olacaksın" dedi ve ilave etti. "15 yıl hüküm süreceksin." Genç subaylar gülüştüler ve yollarına devam ettiler.

Aradan yıllar geçti, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyet'in 14. yılında hastalandı. Karaciğeri kötüye gittiğinde çevresindekiler ona "Artık içme Paşam" dediler. Atatürk onlara bir zamanlar yolda rastladıkları falcı bedevi'yi hatırlattı ve gülerek; "Arap vaktiyle söylemişti, bizim padişahlık nasıl olsa 154 yıl sürecek... Hesapça bu son senemizdir..." Yıl 1938'di...

ÇOK CANIM SIKILIYOR ÇOCUK

Çankaya köşkü anıları içinde Atatürk ile ilgili en unutulmaz ve acı olay ise ölümüydü. Atatürk'ün ölmeden önce ki sene kalp krizi geçirdiği ve Ata'nın en çok korktuğunun halkının önünde bir kriz geçirmek olduğu bazı kaynaklarda söz edilir.

Hatta son zamanlarda Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nde ki yalnızlığı askerler ile dertleşmesi "2. Adam" kitabında uzun uzun bahsedilmektedir. Bazı yazarlar ise direk belirtmese de Atatürk'ün ölüm yalnızlığını "Çankaya Köşkü'nün Laneti" şeklinde yorumlamışlardır. Buna delil olarak ta Çankaya Köşkü'nde yaşanan birkaç ölüm olayını ve Köşk savaşlarını göstermişlerdir.



ATATÜRK'ÜN GÖRDÜĞÜ SON RÜYA

26 Eylül 1938 tarihinde Atatürk, rahatsızlığı ile ilgili olarak ilk defa hafif bir koma atlatmıştı. Prof. Dr. Afet İnan, olayı şöyle anlatıyor:

"O geceyi rahatsız geçirdi, ilk hafif komayı o zaman atlatmıştı. Ertesi sabahki açıklamasında" 'Demek ölüm böyle olacak' diyerek" uzun bir rüya gördüğünü" söyledi ve "Salih'e söyle, ikimiz de bir kuyuya düştük, fakat o kurtuldu" dedi.

Atatürk'ün burada "kuyuya düşme" sembolü ile gördüğü rüya vizyonu, kendisinin de söylediği gibi ölümün habercisiydi. Salih Bozok'un da intihar etmesi ve sonunda onun kurtarılmasını simgeliyordu. İşte bu Atatürk'ün son rüyası idi...



KOMUTANLIK

Mustafa Kemal'in Kurtuluş Savaşı'ndan önce "Geldikleri gibi giderler." sözünü bilmeyen var mıdır? Peki bu kehanet midir? Yoksa ileri görüşlülük mü?



MC ARTHUR'A GÖRE

Atatürk 1931 yılında, 2. Dünya Savaşı'nın patlamasının yakın olduğunu söylemiş ve bu konudaki düşüncelerini General Mc. Arthur'a şöyle anlatmıştı:

"Versay antlaşması, 1. Dünya Savaşı'na yol açan nedenlerden hiçbirini ortadan kaldırmadı. Tersine rakipler arasındaki uçurumu büsbütün derinleştirdi. Şimdi içinde yaşadığımız barış dönemi, sadece bir ateşkesten ibarettir. Avrupa'nın geleceği Almanya'nın alacağı tavra bağlıdır."

General Mc. Arthur'a göre, savaşın 1940-1945 yılları arasında çıkacağını söyleyen Atatürk, Almanya'nın ancak Amerika'nın savaşa katılması ile yenileceğini ifade etmiştir. Atatürk hayatının sonlarına doğru da şöyle diyordu;

"Bir dünya savaşı yakındır. Bu savaşsonucunda, dünyanın durumu ve dengesi baştanbaşa değişecektir."



MUSSOLİNİ GERÇEĞİ

Atatürk, Mussolini hakkında da şu görüşlerini açıklamıştı;

"Mussolini bir maceraperesttir. Milletini bir uçuruma sürüklemektedir. Her tarafa saldırıyor. Bu adam yüzünden, çok şımarmış olan bu millete dersini vermeyi çok isterdim. Lakin yakında küçük bir millet onlara layık olduğu dersi verecktir. Ve şunu da hatırlatırım ki, bir gün gelecek, Mussolini'yi kendi milleti linç edecektir." Bu görüşleri aynen gerçekleşmiştir.



ATATÜRK'ÜN 1907'DE ÇİZDİĞİ T.C HARİTASI

Atatürk, Kurtuluş Savaşı'ndan çok önce, İttihatçıların Trakya'da 1907'de yaptıkları bir toplantı sırasında, bir Türkiye haritası çizmişti. Orada bulunanların anlattıklarına göre o günkü Osmanlı devleti sınırlarıyla hiçbir ilgisi olmayan ve o zaman hiçbir anlam veremedikleri bu harita, gelecekte, yine Atatürk'ün kuracağı Türkiye Cumhuriyeti'nin haritası olacaktı. Haritada bugünkü sınırlarımıza uymayan tek bir fark vardı. Atatürk, bizden ayrılmasına gönlünün bir türlü razı olmadığı Kerkük'ü de Türkiye topraklarına katmıştı.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 15.April, 21:50   #3 (permalink)
*Avşa Forum Yöneticisi
 
mizraklar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 732
Thanks: 18
Thanked 28 Times in 24 Posts
mizraklar isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Hocam Eline Emeğine sağlık Forumumuzun Böle Dökümanlara ihtiyacı vardı.
Sayende Bu eksiklikler tamamlanıyor

SAYGILARIMLA
mizraklar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.April, 21:55   #4 (permalink)
gönülver
Guest
 
gönülver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Atatürk'ün Çeşitli Konularda Sözleri

Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir... Türk milleti milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir… Türk milletinin tarihi bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni
alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır..."

"Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır."

"Türk’ün haysiyeti, onuru ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür."

"Türk milleti güzel her şeyi her medeni şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, her şeyin üstünde taktir ettiği bir şey varsa o da kahramanlıktır."

"Bizim milletimiz, vatanı için, hürriyeti ve egemenliği için fedakar bir halktır."

"Türk esirlik kabul etmeyen bir millettir."

"Bizim başka milletlerden hiç bir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, Yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz."

"Büyük şeyleri büyük milletler yapar."

"Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir. Milletimizde bu kabiliyet ve tekamül var olmasaydı, onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yeterli olamazdı."

"Bu millet kılı kıpırdamadan dava uğruna canını vermeye razı olmasaydı ben hiç birşey yapamazdım."

"Giriştiğimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyet ve yüksek sağduyusu başlıca rehberimiz ve başarı kaynağımız olmuştur."

"Türk kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur."

"Bizim milletimiz derin bir maziye maliktir... Türk çocugu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır."

"Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir."

"Bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."

"Türklük esastır. Bu mevcudiyeti tarih içinde araştırmak, birbirini izleyen bir tarih zinciri içinde tesbit edilecek Türk medeniyeti ile övünmek yerinde olur. Fakat, bu övünmeye layik olmak için bugün çalışmak lazımdır."

"Gerektiğinde vatan için bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet elbette büyük bir gelecege layık ve aday olan bir millettir."

"Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşmasıyla mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, ayni esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim."

"Eskiden dinler, bilimler, sanatlar, bütün bilgelikler ve şiirler, bir merkezden ışığın dağılması gibi doğudan batının karanlık bölgelerine doğru yayılırdı."

"Bizim halkımız, menfaatleri birbirinden ayrılır sınıflar halinde değil tam aksine varlıkları ve çalışmalarının sonuçları birbirine gerekli olan sınıflardan ibarettir. Bu dakikada dinleyicilerim çiftçilerdir, sanatkarlardır, tüccarlardır, ve isçilerdir. Bunların hangisi diğerinin muarizi olabilir?"

"Çiftçinin sanatkara, sanatkarın çiftçiye ve çiftçinin tüccara ve bunların hepsinin birbirlerine ve işçiye muhtaç olduğunu kim inkar edebilir?"

"Bugün vardığımız barışın ebedi barış olacağına inanmak safilik olur. Bu o kadar önemli bir gerçektir ki, ondan bir an bile gaflet, milletin hayatını tehlikeye sokar. Şüphesiz, hukukumuza, şeref ve haysiyetimize saygı gösterildikçe, mukabil saygıda asla kusur etmeyeceğiz. Fakat, ne çare ki, zayıf olanların hukukuna saygının noksan olduğunu veya hiç saygı gösterilmediğini çok acı tecrübelerle öğrendik. Onun için her türlü ihtimallerin gerektireceği hazırlıkları yapmakta, asla gecikmeyeceğiz."

"Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere saygı duyar ve riayet ederiz."

"Türk milleti insanlık aleminin samimi bir ailesidir."

"Milletler gam ve keder bilmemelidir. Vaktiyle kitaplar karıştırdım. "Dünyadaki geçici ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunamaz" diyorlardı. Başka kitaplar okudum. Diyorlar ki "Bari yaşadığımız müddetçe şen olalım". Ben kendi karakterim itibariyle ikinci hayat görüşünü tercih ediyorum..."

"Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu millet ve memleketi ancak şahsiyeti ile ayakta gören adamlar milletlerinin mutluluğuna hizmet etmiş sayılmazlar. Kendisi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir gaflettir."

"Bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz."

"Dünyada hiç bir milletin kadını, milletini kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez."

"Artık bugün demokrasi fikri daimi yükselen bir denizi andırmaktadır. 20.yüzyıl, birçok müstebit hükümetlerin bu denizde boğulduğunu görmüştür."

"Türkiye Cumhuriyetinin temeli, kahramanlığı ve Türk kültürüdür."

"Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar "Tam Bağımsızlık" ve "Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlik"ten ibarettir.Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir..."

"Komünizm bu yurdun en büyük düşmanıdır. Görüldüğü yerde ezilmelidir."

"Türk miletine doğru ve güzeli veriniz, anlatınız, muhakkak kucaklar."

"Biz daima hakikat arayan, onu bulunca ve bulduğuna kani olunca açıkça söylemekten kaçınmayan insanlar olmalıyız."

"İlerlemek yolunda vuku bulacam her mühim teşebüssün, kendine göre mühim mahzurları vardır. Bu mahzurların asgari hadde indirilmesi için tedbirde ve teşebbüslerde kusur etmemek lazımdır
HÜRRİYET ve İSTİKLAL

"Milletin esaretten kurtuluşu, egemen ve bağımsız olarak topraklarımızda yaşayabilmesi, ancak azimkar ve namuslu ellerin milleti kasa ve doğru yoldan haklarını korumaya ve bağımsızlığa sevki ile kabil olacaktır."

"Ancak hür fikirlere sahip olan insanlar vatanlarına faydalı olabilirler ve onlardır ki vatanlarını kurtarıp muhafaza etme kudretine malik olurlar."

"Türkiye halkı, yüzyıllardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve istiklali, yaşamanın gereği olarak düşünmüş bir milletin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır."

"İstiklali tam, bizim bugün deruhte ettigimiz vazifenin ruhu aslısıdır. Bu vazife bütün millete ve tarihe karsı deruhte edilmiştir. Bu vazifeyi derihte ederken, kabiliyeti tatbikiyesi hakkında şüphe yok ki çok düşündük. Fakat netice olarak hasal ettiğimiz kanaat ve iman, bunda muvaffak olabileceğimize dairdir. Biz böyle bir ise başlamış adamlarız… Biz yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz... İstiklali tam denildiği zaman tabiki siyasi, mali iktisadi adli, askeri, her hususta istiklali tam demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden mahrumiyet millet ve memleketin hakiki manasıyla bütün istiklalin mahrumiyeti demektir."

"Mesleki içtimai itibariyle dahi düsündüğümüz zaman biz hayatını, istiklalini kurtarmak için çalışan bir halkız."

"Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz."

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."

"Türk milleti istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır."

"Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."

"Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir."

"Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır."

"Hürriyet kayıtsız şartsız serbest olmak değildir. Onun akitleri şartları vardır. Kayıtsız şartsız serbet olmak ormanlardaki hayvanlara mahsustur... İlmi esaslara göre ferdin hürriyeti başkasının hürriyetinin hudududu ile sınırlıdır. Başkasının hürriyet hakkını tanımayan kendi hürriyet hakkını da tanıtamaz. Siyasi anlayış sahibi olan hakiki ve zeki inkilapçılar bu lekeden masundurlar. Onlar ne vakit şiddet ne vakit yumuşaklık göstereceklerini bilirler. Milletlerini hürriyet ve adalelete doğru yürütürler."

"Türkiye halkı asırlardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklali bir lazıme-i hayatiye etmiş bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır
  Alıntı ile Cevapla
Alt 15.April, 21:55   #5 (permalink)
gönülver
Guest
 
gönülver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
DİN ve GENÇLİK

"Türk milleti dindar olmalıdır yani, bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum... Din şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor."

"Bizim dinimiz en tabi ve makul dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dine tabii olmasi için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur."

"Ey Arkadaslar! Tanrı birdir, büyüktür- Adalet-i ilahiye, O’nun tecellilerine bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki devrede mütalaa olunabilir, ilk devir insanlığın çocukluk ve gençlik devridir. Ikinci devir, insanligin kemal (olgunluk ) devridir."
"Ey millet! Allah birdir, sani, büyüktür. Allah’iın selameti, atifeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kur’ani azimüssandaki husustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. Eğer akli mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olmalı gerekirdi. Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Haktır." "Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayi takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler gibi) binayı fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşerek ve sağlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır."

"Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı degiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermiyecegiz."

"Efendiler.... Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek danışmak için yapılmıştır. Millet işlerinde her kişinin zihninin başlı başına çalışması lazımdır. İşte biz de burada din ve dünya için gelecegimiz ve istiklalimiz için ve en çok milli egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncelerimi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerini anlatmak istiyorum. Milli ülküler milli irade yalnız şahsın düşmesinden değil tüm millet fertlerinin ülkülerinin toplamıyla yaratılır..."

"Milletimiz dil ve din gibi kuvvetli iki hazineye sahiptir. Bu faziletleri hiç bir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamıyacaktır ve alamaz."

"Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şeyi, kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ve nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olma zorundadır. İslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim, kültür ve diğer hususlarda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileriye gitmişlerdir.

"Minberlerin halkın anlıyacağı bir dille ruh ve dimağa hitab olunmakla İslam ehlinin vücudu canlanır, iman kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna nazaran hatiplerin haiz olmaları lazım gelen özellik yetenek ve dünyanın gidişini bilmeleri çok önemlidir."

"Bu başarının, kutsal topraklarımızı düşman istilasından büsbütün kurtaracak olan kesin zaferin hayırlı bir başlangıcı olmasını Tanrının lütfundan dilerim."

"Biz ne Bolşevikiz, ne de Komünist: Ne biri, ne diğeri olamayız. Türkler milliyetperver ve dinlerine hürmetkar bir millettir. Bizim hükümet şeklimiz tam bir Demokrat Hükümetidir."

"Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istiklaline, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir."

"Sizler, yani yeni nesil Türkiye'nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edecekseniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir."

"Gençler, siz almakta oldugunuz terbiye ve irfan ile, insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaksınız."

"Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun ilk önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gerektiği ögretilmelidir."

"Ey yüksek yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz tesis ettik, onu ila ve idame edecek sizsiniz."

"Herşeye rağmen muhakkak bir nura dogru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki payansız muhabbetim değil; bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ziya serpmeğe ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir."

VATAN SEVGİSİ

"Biz milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmis ve çok ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle telafiye çalışmalıyız... Çünkü tarih, hadiseler ve müsahedeler insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin hakim olduğunu göstermiştir."

"Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti; hissi, fikri, ve fiili olarak bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır. Milli mücadeleyi yapan, doğrudan doğruya milletin kendisidir; Milletin evlatlarıdır. Milli mücadelede şahsi hırs değil, milli izzeti nefs, gerçek saik olmuştur."

"Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir."

"Yurt sevgisi ona hizmetle ölçülür."

"Türkiye'nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye'ye ait olmadığını bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de bunu bir defa daha teyit etme lüzumunu hissediyorum. Türkiye'nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarfediyor. Çünkü müdafaa ettigi bütün mazlum milletlerin bütün şarkın davasıdır ve bunu nuhayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir."
"Türk vatanı bir bütündür, parçalanamaz."

"Millet sevgisi kadar büyük mükafat yoktur."

"Yurt toprağı, sana herşey feda olsun. Kutlu olan sensin."

"Harp muharebe hele meydan muharebesi yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir, ulusların çarpışmasıdır. Ulusların bütün varlıkları ile bilim ve teknik alandaki seviyeleri ile başarıları ile ahlakları ile kültürleri ile faziletleri ile kısaca göz ile görülür bütün güçleri ve varlıkları ile, her türlü araçları ve olanakları ile çarpıştığı bir sınav alanıdır."

"Gerçek kanaatim şudur. Ulusumuzu harbe götürünce vicdanımda azap duymamalıyım."

"Bize milliyetperver derler. Fakat biz öyle milliyetperverleriz ki, bizimle teşrik-i mesai eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerin icabatını tanırız. Bizim milliyetperverligimiz herhalde hodbinane ve mağrurane bir milliyetperverlik değildir."
  Alıntı ile Cevapla
Alt 15.April, 21:58   #6 (permalink)
gönülver
Guest
 
gönülver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Mustafa Kemal'İ Sevmek

Mustafa Kemal'i Sevmek



Sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Özgürlüğü ve bağımsızlığı sevmek…

Bunları karakter, yani ruh, öz, omurga olarak kabul edenleri sevmek.

Mustafa Kemal'i sevmek… Fikri hür, ilmi hür, irfanı hür olanları sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Yoksul, yürekli, namuslu,yalansız, riyasız, pazarlıksız…Tertemiz alnından vurulup düşen hem de daha , bir tek kurşun atmadan, o istedi diye Allah deyip şehitlik için ileri atılan dedelerimiz, Eğinli dedem, Ali Çavuş gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek …

Kopan bacağını tüfeğinin dipçiğinin kayışıyla bağlayıp savaşarak ölen Ezineli Yahya Çavuş gibi sevmek… Çanakkale'de 19. Tümen 'in her bir neferi gibi sevmek…

Sevmek… Ölmeyi emreden birini, Mustafa Kemal'i sevmek… Ölenleri dün olduğu gibi bugün de anlamak:

"Benimle beraber burada muharebe eden askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım."

Sevmek …Mustafa Kemal'i sevmek… Dün olduğu gibi bugün de bir adım geri gitmeyenleri ,gitmeyecekleri sevmek…

Mustafa Kemal'i Sevmek… Ölümden kaçarken durup onu dinleyip ölüme koşmak…

Sabah saatlerinde Mustafa Kemal 57.Alay'ı bir batarya ile Koca Çimen Tepe istikametinde harekete geçirdi. Kendisi de durumu izlemek için Conk Bayırı'na çıktığında Arı Burnu tarafından erlerin çekilmekte olduğunu gördü. Seslendi:

"Niçin kaçıyorsunuz?"

"Efendim düşman" dediler

"Nerede?"

"İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve ileri doğru yürüyordu. Askerlere,

"Düşmandan kaçılmaz" dedi.

"Cephanemiz kalmadı" dediler.

"Cephaneniz yoksa, süngünüz var," dedi. "Ve bağırarak süngü taktırdı. Yere yatırdı... Ölmeyi emretti…Öldüler…

O anlatıyor:

"Yalnız size 'Bomba Sırtı olayını' anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasında mesafemiz 8 metre, yani ölüm kesin... Birinci siperdekiler hiç biri kurtulamamacasına hepsi düşüyor; ikincidekiler onların yerine giriyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, 3 dakika kadar sonra öleceğini biliyor, en ufak bir duraksama bile göstermiyor. Sarsılmak yok! Okuma bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayrete ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur."…'

Mustafa Kemal'i sevmek… Ölesiye sevmek… Dün değil bugün gibi sevmek… Bugün de ölmeyi bilmek..

Ölen çocuklarının ardından Avusturalyalı annelerin acısını dindiren,onlara :
"Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar, gözyaşlarınızı siliniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler, onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır."


Diyebilen Mustafa Kemal'i sevmek.

"Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: "Üç", dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı" …

Atladı…Bir ayağı İzmir' de bir ayağı Ankara'da dimdik durdu… Sevmek.. Mustafa Kemal'i Nazım gibi sevmek…



Cumhuriyetini emanet ettiği gençler gibi sevmek… 23 Nisan çocukları gibi sevmek. Dünyanın en aydınlık yüzü Türk kadınları gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek… Kütahya'da Kurtuluş savaşının ortasında, 2 yıldır görmediği oğlunun sekiz ay önce hastalıktan öldüğünü duyup el defterine, " oğlum İzzet sekiz ay önce ölmüş." diye not düşüp savaşa devam eden, İsmet Paşa kadar sevmek…

Osmanlı Genelkurmay Başkanı ve Mareşali iken rütbelerini sıyırıp, onunla Anadolu'ya geçip yeniden kavgaya tutuşacak Fevzi Çakmak Paşa kadar sevmek.

Mustafa Kemal'i sevmek… Erzurum'da bir yalnız adama, silahlarını teslim etmemiş tek Osmanlı ordusu olan 9 kolorduyu kendisiyle birlikte teslim edecek kadar çok inanıp, emrine girip, cenk edip, barışta karşı durup, ciltlerce kitap yazacak Kazım Karabekir Paşa kadar sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…Yağan yağmur altında,ayaklar çıplak yürürken hastalıktan,açlıktan ateşler içinde yanan bebesinin üzerindeki örtüyü alıp, cephane yüklü kağnının üzerine örten analar kadar sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek… Kadın olup aşık olduğun adamdan, evladından, anandan, babandan daha çok sevmek Mustafa Kemal'i…

Anlamak o kadınları, onları anlamak için kendilerini kurtarmaya gelen askerleri " Kemal'in askerleri" diye selamlamalarını anlamak, Afyon'da, Antep 'de, Maraş 'da, Eskişehir'de yani Anadolu'da, düşman işgali altında tecavüze uğrayıp, ölmemek…O acılar içinde sağ kalmak…Herkesin sattığı, terk ettiği, arkadan vurduğu ,hançerlediği bir halkı elinden tutup kaldırmak. Yokluğunu yokluklarına, gözyaşlarını gözyaşlarına, azmini, azimlerine ekleyip onlara haydi diyebileni sevmek… Yaşama azminin adının Mustafa Kemal olmasını anlamak… Namusun adının Mustafa Kemal olmasını, onurun, erdemin adının Mustafa Kemal olmasını anlamak… Bu toprağın kadını, erkeği, evladı olmak…

Mustafa Kemal'i sevmek, tecavüze uğrayan o Anadolu kadınları gibi sevmek, tecavüzden kurtarılan o Anadolu kadınları analarımız, bacılarımız, kardeşlerimiz gibi sevmek… Dinimizi, milletimizi, devletimizi kurtaranları, Kemal'in askerlerini sevmek… Acıyı bilenler, unutmayanlar,unutmayacaklar gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i namus bilmek…

Sevmek… İzmir'de ki o sevda anıtı gibi dimdik durmak…İzmir'e ilk giren Kemal'in askerlerinin Yunan askerleri tarafından şehit edilmesi üzerine o anıta Mustafa Kemal'in Türkiye'nin macerasını anlattığı Nutuk 'da kavgasının parolası ve işareti olarak yazdığı "Vatan ve Namus" diye yazan İzmirliler gibi sevmek ...

Mustafa Kemal'i sevmek… Vatan ve Namus gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i Vatan ve Namus bilmek… Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür gençler gibi sevmek… Bağımsızlığı ve özgürlüğü sever gibi sevmek…Gelişmiş,büyük Türkiye'yi sevmek…

Cumhuriyet'i…Devrimciliği… Milliyetçiliği…Halkçılığı…Laikliği…Devletçiliği sever gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Anti emperyalizmi sever gibi, sömürgeciliğe karşı duranları sever gibi… Türkiye'nin çınarlarını, çiçeklerini,bozkırını, bataklıklarını,denizlerini, havasını, kuşunu, kurdunu sever gibi ….

Dünyanın aç ve yoksul çocuklarını sever gibi, çocuklarımızı sever gibi, insanları, doğayı sever gibi, dünyayı, iyiyi,doğruyu,güzeli sever gibi sevmek…

Ulusalcılar gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Kursağından haram lokma geçmemiş çocuklar gibi sevmek…

Hazreti Ömer'i bile kıskandıracak o büyük ahlakı sevmek… Yaratıp, kazanıp, anasının ak sütü gibi helal mallarının hepsini, ölünce milletine bağışlayanı sever gibi sevmek…

O'nun kalpaklı fotoğrafı ellerinde ,oğullarının al bayrağa sarılı naaşlarının önünde "Devlet , millet sağ olsun" diyen şehit anaları gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Elmalılı hoca Mustafa Yazır gibi , Tuncelili Diab Ağa gibi sevmek…

Kurtuluş savaşında tebdili kıyafet gezen Galip Hoca gibi sevmek…Sonra barışta Celal Bayar olup kavgalardan geçip, ölmeden önce " Atatürk seni sevmek ibadettir" diyerek sevmek…

İzmir'de Yunan'a ilk kurşunu sıkan gazeteci Hasan Tahsin'in ruhunu şad edip, beş yıl sonra düşmanı kovup namusu ve şerefi yerden kaldırıp; İzmir'de , büyük kısmı hain iğfasına uymuş, İstanbul gazetecilerini toplayıp:

" Türkiye basını, milletin hakiki sada ve iradesinin belirtisi olan Cumhuriyet'in etrafında çelikten bir kale vücuda getirecektir. Bir fikir kalesi, zihniyet kalesi. Basın mensuplarından bunu talep, Cumhuriyetin hakkıdır…" diyen Mustafa Kemal'i, doğumunun 125. yılında vefa ve minnet duygularıyla ilk günkü gibi sevmek…

O'na karşı görevini yerine getirememenin utancıyla manda yürekleri çatlayıp ölemeyenler, intihar bile edemeyen dönekler,korkaklar, alçaklar, hainler, satılmışlar gibi değil…

Mustafa Kemal'i Türk halkı gibi sevmek, Türk milleti gibi sevmek, Türkiye gibi sevmek, namuslu gazeteciler, yazarlar, yayıncılar gibi… Abartısız, yalansız, sade, duru, basit… Kanaltürk gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek… Onun bildiği gibi, "memleketimizin halini, ihtiyacını milletimizin elemlerini ve emellerini" bilmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Sevdasını Vatan…

Sevdasını Namus…

Sevdasını Bayrak…

Sevdasını Türkiye bilenler gibi sevmek…

Esaret altında yaşamaktansa…

Bu yoksul ve bitap milleti ayağa kaldıramamaktansa…

Onun kazanımlarını koruyamamaktansa…

Türkiye'yi muassır medeniyete, çağdaş; bilimde teknolojide, eğitimde, sağlıkta, adalette, emekte gelişmiş, çalışanın kazanacağı,eşit,kardeş, özgür insanların yaşadığı ülkelerin düzeyine ulaştıramamaktansa…

Türkiye'yi tam bağımsızlık ilkesiyle yönetememektense…

Türkiye'yi bilimden, aydınlıktan koparıp şeriata, karanlığa, irticaya, şeyhlere, tarikatlara teslim etmektense…

Dağlarda çoban ateşleri yakacaklar gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek "Vatan ve Namus" demek…

Başka da hiçbir şey demek değil…

Düşmanlarına, döneklere, eski ve yeni mandacılara, takiyecilere, yalancılara, bin bir suratlı para kölelerine, mezarının önünde ağlayıp eğilip, sana ve devrimlerine kalleşlik edenlere inat…

Seni her zamankinden daha çok seviyoruz…
  Alıntı ile Cevapla
Alt 15.April, 22:00   #7 (permalink)
gönülver
Guest
 
gönülver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
AtatÜrk Neden BÜyÜk

Atatürk'ün basyaveri Salih Bozok anlatiyor.

Baskumandan, dusmandan kurtartigi Izmir'de gecirecegi ilk gecesinin
tarif edilemez sevincini yasiyordu.

.

Izmir'deki yeni evinde Mustafa Kemal Pasa ilk gecesini calisarak
gecirdi.

Kendisi icin zengin bir sofra hazirlandigi halde hicbir yemege
dokunmadan ufak tefekle karnini doyurdu ve gec vakitlere kadar calisti.
Ertesi sabah erkenden uyanmistik. Hafif bir kahvaltidan sonra vilayet
konagina gittik ve dogruca Vali'nin odasina girdik. Vali, Ingiliz
Konsolosu ile konusuyordu.
Biz gelince Vali ayaga kalkti ve Konsolos ile Mustafa Kemal Pasa'yi
tanistirdi.
Konsolos, iyi Turkce biliyordu.
Pasa Vali'ye sordu:
-Konu nedir?

Vali anlatti:
-Sayin Konsolos, Ingiliz tebasindan olan vatandaslar ile Rum, Ermeni,
Yahudi gibi azinliklarin guven altinda bulunduklarini belirtir bir
"guvence" istiyorlar. Ben kendilerine herkesin esit bicimde guven
altinda olduklarini bildirdim.

Mustafa Kemal Pasa, Konsolos'un Türkce bildigini biliyordu, oyle
oldugu halde ofkesini belirtmek icin sordu:
-Ee, peki daha ne istiyormus?

Bu soruya Konsolos Turkce cevap verdi.
-Tebamiz hakkinda hukumetinizden yazili teminat istiyorum!

Konsolos garip bir bicimde diklenmisti. .. Pasa'nin sesi havada kirbac
gibi sakladi:
-Yunanlilar zamaninda kendi tebanizi daha emniyette mi goruyordunuz?

Konsolos gerisinde Ingiliz devletinin bulundugunu belli eden bir kasilma
ile:
-Evet , dedi. Yunanlilar burada iken tebamizi emniyette goruyorduk.

-Oyleyse buyrun tebanizla birlikte Yunanistan'a gidin, efendim!

Konsolos kendisinden umulmayacak bir cesaret gosterdi:
-Yani majestelerimin hukumetine savas mi aciyorsunuz?

Mustafa Kemal iyice ofkelenmisti fakat ofkesini tuttu ve Konsolos'a:
-Siz kiminle ve ne ne konustugunuzu biliyor musunuz?.. Ben Turkiye
Buyuk Millet Meclisi Baskani ve Turk Ordulari Baskomutaniyim. Savas
açmaya, baris yapmaya hakkim var. Siz kimsiniz!.. Hukumetiniz adina
savas ve baris gorusmeleri yapmaya yetkili misiniz? Boyle bir yetkiniz
varsa goruselim.
Yoksa (eliyle kapiyi gosterdi) buyurunuz efendim!..

O kasim kasim kasilan Konsolos, Mustafa Kemal Pasa'nin son cumlesi
uzerine sapsari kesildi ve tek bir kelime soylemeden kapidan cikti gitti.

Mustafa Kemal Pasa arkasindan bir sure baktiktan sonra Vali'ye
dondu:
-Yuz vermeyin Vali Bey! Bunlar karsilarinda hala Babaili Hukumeti var
saniyorlar.

Bir zirhlisi onunde pisacak, bir blofu onunde yelkenleri suya indirecek
"devletcik" saniyorlar bizi!.. Kustahligin derecesine bakin, bana "Savas
mi aciyorsunuz?" diye soruyor, barut kokan bir odada sorduguna bak!..
Savas halinde degil miyiz sanki!..

.

.kolarinda ve omuzlarindaki isaretlerden amiral rutbesinde
oldugu anlasilan Ingiliz Donanmasi Komutani, Hukumet Konagi'nin
kapisindan girerek Mustafa Kemal Pasa'nin odasina dogruldu.Nazik,
fakat ofkeli bir hali vardi.
Rusen Esref onune cikip ne istedigini sorunca:
-Baskomutan Mustafa Kemal Pasa ile gorusmek istiyorum!.. dedi.

.Birlikte odaya girdiler kapi kapandi. Amiral once:
-Cok guc kosullar altinda bir savas kazandiniz, sizi asker olarak
ictenlikle kutlarim.
Canakkale'deki basarinizi rastlantiya borclu olmadiginiz, kanitlanmis
oldu.Buyuk bir askerle tanidigim icin memnunum.
Amiral bir sure sonra konuya girmis:
-Ulkenin kontrolunuz altinda bulunan bolumunde bizim tebamiz ve sizin
azinliklarinizdan Ermeniler, Rumlar var.Yeni askeri yonetim altinda bu
insanlarin statusu nedir? Guven de midirler?..

-Hic kuskunuz olmasin Amiral!..Turkiye'deki butun insanlar gibi tebaniz
ve sozunu ettiginiz azinliklar da TBMM Hukumeti'nin esit korumasi
altindadir. Suc islemeyenler, kendilerini bu memlekette benim kadar
güvende sayabilirler.

-Suc isleyenler?

-Suc isleyenler Sayin Amiral, dunyanin her yerinde oldugu gibi,
ulkemizde de adaletin huzuruna cikarlar...Suclu iseler, cezalarini
elbette cekeceklerdir...

-Fakat Pasa Hazretleri,fevkalade gunler gecirdik. Yunan ordusundan
cesaret alan Rumlarin bazilari, simarikliklar yapmis olabilir. Bugun bu
insanlar yerli halkin dusmanligi ile yuzyuzedirler. Ermeniler icin de
baska acidan ayni seyleri soyleyebilirim. Biliyorsunuz, arkadaslarinin
buyuk bir bolumu goce zorlandi ve onemlice bir bolumu de hayatini
kaybettiler. Bu ruh tedirginligi icinde Yunan ordusu ile isbirligi
yapmis, bazi Turklere zor gunler gecirtmis olabilirler. Bunlar,
fevkalade gunlerin olaylaridir.
Bagislanmasi, hos gorulmesi gerekir. Eger bu kimseler, halkin husumetine
birakilacak olursa, butun dunya aleyhinize kiyameti koparir!

Son cumleye kadar Amiral'i gulumseyerek dinleyen Mustfa Kemal Pasa,
dunyanin koparacagi gurultu ile kendini tehdide girisince, sozunu bicak
gibi kesmis:
-Su "Efendi Devlet" rolunu bir kenara koyunuz Amiral! Milletleri de
tehdit etmekten vazgeciniz! Ingiltere ve muttefiklerinin kiyameti
koparip koparmayacagini dusunmem! Bunlar memleketimin ic isleridir;
kimsenin bu islere karismasina musaade etmem! Majestelerinin devleti
memleketimizin azinliklari ile ugrasmaktan vazgecsinler! ..Kim bize
saygi beslemezse, bizden saygi beklemeye hakki olmaz!..

Amiralin benzi kul gibi olmus:
-Ingiltere Hukumeti'nin tebasini her yerde koruma hakki, devletler
hukuku teminati altindadir. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladigimiz
Rum ve Ermenilerin guven icinde bulundurulmasini sadece rica ettik.
Yoksa biz bu guvenligi saglayacak gucteyiz...

Iste o zaman Mustafa Kemal Pasa'nin tepesi iyice atmis:
-Arkaladiginiz Yunan ordusunun denizde yuzen leslerini herhalde gormus
olmalisiniz! Turk ordusu asayisi saglayacak gucte oldugu gibi, limani (o
donemde Ingiliz donanmasi Izmir limaninda bulunmaktaydi) bosaltacak
guctedir de...Isterseniz, Turk'e ihanet eden tebanizin ve
azinliklarinizin adaletten kacan sefillerini geminize
doldurabilirsiniz!.. Donanmanizin da en kisa zamanda limani terk
etmesini istiyorum!

Mustafa Kemal Pasa'nin cumleleri, art arda Osmanli tokatlari gibi
Amiralin yuzunde sakladikca, Amiral ne yapacagini sasmis ve en sonunda:
-Ingiltere'ye savas mi aciyorsunuz? demis.

Iste Pasa burada son sozunu soylemis:
- Savas acmak mi? Siz yoksa Sevr Antlasmasi'nin hala yururlukte oldugunu
mu saniyorsunuz? Biz onu coktan yirttik... Karsimda oturusunuzu, sizi
konuk saymama borclusunuz! Fakat goruyorum ki, nezaketimizi kotuye
kullanmak egiliminiz var... Buna musaade edemem.
Bizim gozumuzde "Baris antlasmasi yapmamis" iki devletiz. Savas hukuku
yururluktedir. Gemilerinizi derhal karasularimizdan cekmenizi size ihtar
ediyorum!

Bir balmumu heykeline donmus Amiral..... sise-gerine girdigi Mustafa
Kemal Pasa'nin odasinda oturdugu sandalyede kuculdukce kuculmus ve
sonunda kekeleyerek:
-Afedersiniz!.. demis ve yerlere kadar egilerek geri geri kapiya gidip
disari cikmis.

.Rusen Esref hem dusunceli hem de guluyordu:
-Pasa, Amirali anasindan dogduguna pisman etti. "Kendisinin Turk
topraklarinda bir savasci olarak bulundugunu "Pasa'dan ogrendigi
zaman sapsari kesildi... Tutuklanacagini, tutsak edilecegini sandi.
Ince dudaklarini isiriyor, parmaklarini birbirine kenetlemis titriyordu.
Karsisinda Babiali Pasasi bulacagini saniyordu herhalde...
"Ingiltere devletini kendi devletine esit goren "bir Pasa ile
karsilastigi icin, ihtiyatsizlik edip karaya ciktigina kim bilir nasil
lanet etmistir...

Aradan bir saat gecti gecmedi... Ingiliz gemisinden bir mufreze ve
bir tegmen cikti. Amiralden - devleti adina- bir ultimatom getiriyordu,
Baskomutan'a kendi eliyle verecekti. Pasa'ya bildirdim;
"Gelsin"dedi.
Tegmeni iceri aldim. Rusen Esref tecumanlik yapiyordu.Ingiliz caki gibi
bir tegmendi. Pasa'nin karsisinda gosterisli bir selam verdi ve Rusen
Esref araciligiyla ultimatomu Pasa'ya ulastirdi.Pasa:
-Peki tegmen! Hukumetimiz ultimatomunuzu inceler ve hukumetinize
gereken karsiligi verir.Siz geminize donebilirsiniz...

. Tegmen once disari cikacakmis gibi bir hareket yapti,
sonra da Rusen Esref'e donup:
-Baskomutan ellerini opmeme müsaade buyururlar mi?
Rusen Esref, tegmenin dilegini Pasa'ya soyledi,Pasa:
-Nereden icap etmis sor bakalim!.. dedi.
Tegmen:
-Asker olarak zaferlerine, insan olarak kendisine hayranim...
Lutfetsinler...

Tegmen Pasa'nin elini optu, Pasa da tegmenin yanagini oksadi. Odayi
bosalttik.
Az sonra Rusen Esref'i cagirdi:
-Metni okudunuz mu? Ne istiyorlar?..
-Pasam Amiral ile gorustuklerinizin yazi ile de pekistirilmesi
isteniyor.
-Oyleyse Halide Hanim'i (Edip Adivar) bulunuz, hemen tercumesini
yapsin ve metin olarak bana getirsin... Ote yandan bir kopyasini sifre
ile Disisleri Baknligina gonderin gerekeni yapsinlar... Durumu, ordu
komutani Nurettin Pasa'ya da bildiriniz. Gerekiyorsa benimle temas
etsin........

Olay kisa bir sure icinde sehirde duyulmustu......

Ingiliz ve Fransizlar, kendi devletlerinin uyrugunda olanlari gemilere
bindirmeye baslamislardi. Nitekim birkac saat sonra da sessizce cekilip
gittiler...
  Alıntı ile Cevapla
Alt 15.April, 22:03   #8 (permalink)
gönülver
Guest
 
gönülver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Mustafa Kemal Hakkında 30 Özel Şey

1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ
"Atatürk" hitabını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir
konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak
almıştı. Kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDİĞİ YEMEK
Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı
boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya
düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih
ederdi.
3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU" YDU.
Binlerce kitabı vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı
boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri
Güntekin'in ünlü Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün
rasgele bir yerinden açar, birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKİ AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayakucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o
dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş
bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile
emretmişti.

6.TAM BİR SALON ADAMI
En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu. Klasik
Batı müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI
Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de
özel olarak dikilirken sonra yerli malı kullanma kampanyasına öncülük
edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACİVERTE YER YOKTU
Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takim
giymeyi sevmezdi.

9.ÖLÇÜLERİ
Boyu 1.74 idi. Hayatının son dönemlerine kadar 76 olan kilosu
hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara
siyah rugan ayakkabı giyerdi.

10.RUMELİ ŞİVESİ
Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli
şivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZİN BİR HİKÂYE
Hayatında bir dönem çok önemli yer tutan, Mustafa Kemal`in
evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye
Hanım`ın mezarının nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı
olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok
sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını
düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE
Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle
sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi
Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI.
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi. Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanın üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DÜZEN TAKINTISI VARDI
Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran
eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER
Köylünün birinin gazete kâğıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli
yanmış,"Alsın bunu,... kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

17.SİGARA PAZARLIĞI
Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde
kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor
bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek
cevap vermişti:"Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu
sizin izninizle yapacağım".

18."BU NASIL HALKÇILIK?"
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün
milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini
sormuştu. Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"
İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini
kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam
olmak demektir hocam, adam olmak!"

20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI
Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara
bakamaz böyle durumlarda sırtını döner ya da kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DİLE MERAKI
Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda
geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya
Fransızca sözcükler de eklerdi.

22.FASULYESİNE POKER
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç
özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ.
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının
duyuyor olmasına şaşırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı: "T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".

25.BİR RİCASI BAŞ AÇTIRDI
Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış,
"Hafız Hanim benim hatırım için basındaki örtüyü açar mısın?" diye
sormuştu. Kadın baş örtüsünü açarak, Atatürk`un önünde eğildi ve
ellerini öptü.

26.BİLARDO VE YÜZME
Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo oynardı.

27.EN BAŞARILI DERS.
Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayatı boyunca surdu.

28.YAĞCILARA GEÇİT YOK
Yağcılara çok kızardı Bir akşam sofrasında kendisine gereksiz şekilde
iltifat eden Abdulhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBAŞI GECESİ
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik
Rüştü Aras ile baş başa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.

30.KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK
Kuşları çok severdi. Çankaya Köşkü`nde özel bir bakıcının ilgilendiği
güvercinliği vardı...
  Alıntı ile Cevapla
Alt 17.April, 23:05   #9 (permalink)
@VŞ@LI
 
mustafaf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 187
Thanks: 15
Thanked 17 Times in 17 Posts
mustafaf is on a distinguished 
road
teşekkürler böyle bilgilere ihtiyacımız var:)
__________________
[Linkleri Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir. Üye Olmak İçin Tiklayin...]

[Linkleri Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir. Üye Olmak İçin Tiklayin...]
mustafaf isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.April, 21:02   #10 (permalink)
Yeni ÜYE
 
koranu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 14
Thanks: 0
Thanked 1 Time in 1 Post
koranu is on a distinguished 
road
Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk bir davet düzenlemiş ve bütün dünyadaki delegelere davetiye göndermiştir. Davetiyede bir ingiliz general Atatürk'e kızgınlığını ve nefretini belli edici şekilde kötü kötü bakyormuş ve bir an bile gözünü ayırmıyormuş. Atatürk bundan rahatsız olmuş ve yaverine "git sor bakalım niye bana böyle bakıyor?" demiş. Yaveri gidip sormuş ve dediklerini Atatürk'e iletmiş. "efendm ÇANAKKALE'de babasını öldürmüşsünüz o yüzden size böyle kötü kötü bakıyormuş" demiş. Atatürk'de "git sor bakalım babasının ÇANAKKALE'de ne işi varmış" demiş...
koranu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
1 eylül serkan Tarihte Bu Gün 1 1.September 12:57


WEZ Format +3. Şuan Saat: 10:12.


Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0



Sponsor Bağlantı